Cenevre’deki diplomatik trafik, küresel güvenliğin yeniden şekillendiği kritik bir eşikte seyrediyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin İran üzerindeki askeri ablukayı ve ekonomik yaptırımları sıkılaştırdığı bu dönemde, diplomatik temasların odağı İsviçre’nin tarafsız koridorlarına kaydı. ABD tarafını temsilen Donald Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner’in masaya oturacak olması, Washington’un bölge politikalarındaki kararlılığını simgeliyor. İran cephesinde ise deneyimli diplomat Abbas Arakçi liderliğindeki heyet, müzakerelerin sadece bir diyalog değil, aynı zamanda bir direnç testi olduğunu vurguluyor.
Uluslararası Hukuk ve Nükleer Hakların Sınırı
İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin “nükleer teknolojiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkı”na yaptığı vurgu, uluslararası hukukta Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) çerçevesinde değerlendirilmektedir. Hukuki açıdan her egemen devletin enerji ihtiyacını karşılamak üzere barışçıl nükleer faaliyet yürütme hakkı bulunsa da, bu süreç Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) gibi kurumların denetimine tabidir. Türkiye’nin de yakından takip ettiği bu süreçler, bölgesel güvenlik mimarisi için hayati önem taşımaktadır. Arakçi’nin “hem savaşa hem barışa hazırız” ifadesi, diplomasinin tıkandığı noktada uluslararası ilişkilerin caydırıcılık ilkesinin devreye girdiğini göstermektedir. Olası bir askeri gerginliğin, küresel enerji piyasalarında ve Basra Körfezi‘ndeki ticaret yolları üzerinde yaratacağı tahribat, tüm dünya ekonomileri için ciddi bir risk unsuru olarak kayıtlara geçmektedir.
Ukrayna’da Toprak Tavizi ve Güvenlik Çıkmazı
Cenevre’deki görüşmelerin bir diğer kritik ayağını ise Ukrayna savaşı oluşturuyor. Kiev’i temsilen katılan Rüstem Umerov, görüşmelerde sadece bir ateşkesi değil, ülkesinin gelecekteki güvenlik garantilerini de pazarlık konusu yapıyor. Uluslararası hukukta bir devletin toprak bütünlüğünün korunması, Birleşmiş Milletler Şartı’nın temel taşıdır. Ancak sahada devam eden çatışmalar ve tarafların toprak tavizi konusundaki uzlaşmaz tavırları, diplomatik çözümü zorlaştırmaktadır. Demografik olarak milyonlarca insanın yerinden edildiği ve altyapının ağır hasar aldığı Ukrayna coğrafyasında, sağlanacak bir barışın sürdürülebilirliği, tarafların birbirine duyacağı hukuki ve siyasi güvene bağlıdır. Cenevre’nin serin ikliminde yürütülen bu sıcak pazarlıklar, önümüzdeki günlerde küresel siyasetin yönünü tayin edecektir.






