Avrupa Birliği, göç dalgalarını durdurmak ve sınır dışı süreçlerini hızlandırmak amacıyla sınırlarını daha da kalın duvarlarla örmeye hazırlanıyor. Brüksel koridorlarında yankılanan son kararlar, birliğin kendi kurucu değerlerini ve insan hakları taahhütlerini arka plana ittiği tartışmalarını beraberinde getirdi. AB Komisyonu, göçmenlerin geri gönderilmesi konusunda, bugüne kadar sert şekilde eleştirdiği ve resmi olarak tanımadığı Taliban yönetimi ile doğrudan temas kurma kararı aldı.
Bu hamle, sadece bir sığınmacı krizinin çözümü arayışı değil, aynı zamanda küresel siyasetin fay hatlarında yaşanan derin bir kırılmanın da işareti. Toprağından, yuvasından kopup hayatta kalma mücadelesi veren binlerce insanın kaderi, şimdi diplomatik pazarlık masalarında soğuk rakamlarla ölçülüyor.
Sınır Dışı Oranlarını Artırmak İçin Yeni Ortaklıklar
Avrupa genelinde yürütülen mevcut politikalarda, hakkında sınır dışı kararı verilen sığınmacıların yalnızca yüzde 20’sinin fiilen gönderilebilmesi Brüksel’de büyük bir kriz olarak görülüyor. Avusturya, Almanya, İsveç ve İtalya gibi ülkelerin başını çektiği yaklaşık 20 üye devlet, geri gönderme süreçlerinin hızlandırılması için acil adımlar atılmasını talep ediyor. Bu baskının neticesinde AB Komisyonu, Afgan sığınmacıları geri gönderebilmek adına pragmatik yollara sapmayı göze aldı.
Gelecek ay Brüksel’de gerçekleşmesi beklenen zirvede, Taliban Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abdul Qahar Balkhi liderliğindeki heyet ile Avrupalı diplomatlar bir araya gelecek. Görüşmelerin ana odağını, sığınma talebi reddedilen ve özellikle suça karıştığı iddia edilen Afgan vatandaşlarının geri kabul süreçleri oluşturuyor. Geçtiğimiz yıl 17 binden fazla başvuruyla AB genelinde en çok sığınma talep eden kesim olan Afganlar için bu durum, belirsiz ve tehlikeli bir sürecin başlangıcı anlamına geliyor.
İnsan Hakları ve Değerler Tartışmaya Açıldı
Taliban ile kurulacak bu doğrudan temas, insan hakları savunucuları ve bazı sol siyasi gruplar tarafından sert tepkiyle karşılandı. Avrupa Parlamentosu’nun daha önce kadın hakları ihlalleri nedeniyle “cinsiyet apartheid’ı” uygulamakla suçladığı bir rejimle masaya oturması, ahlaki bir yozlaşma olarak nitelendiriliyor. Eleştirmenler, bu tür anlaşmaların otoriter yönetimleri fiilen meşrulaştıracağını savunuyor.
Uluslararası Af Örgütü ve Belgesiz Göçmenler Üzerine Uluslararası İşbirliği Platformu (PICUM) gibi kuruluşlar, sığınmacıların can güvenliği güvencesi olmadan geri gönderilmesinin uluslararası hukukun temel taşı olan “geri göndermeme” ilkesine aykırı olduğunu belirtiyor. İnsanların doğup büyüdükleri topraklardan kaçış nedenleri göz ardı edilerek, sadece sınır dışı istatistiklerini düzeltmek amacıyla atılan bu adımların insani felaketlere yol açabileceği uyarısı yapılıyor.
Avrupa Sınırlarının Ötesinde Yeni Arayışlar
Yaşanan bu gelişmeler, Avrupa’nın göç yönetimini kendi topraklarının dışına çıkarma stratejisinin bir parçası olarak öne çıkıyor. İtalya’nın Arnavutluk’ta kurduğu geri gönderme merkezleri benzeri uygulamalar, diğer üye ülkeler için de cazip birer model haline gelmeye başladı. Sınır dışı yönetmeliklerinin sertleştirilmesiyle birlikte, ailelerin bölünmesi, uzun süreli gözaltılar ve sığınmacı haklarının kısıtlanması gibi uygulamaların yasal zemin kazanması kolaylaşıyor.
Toprağa basan ayakların, yurdundan edilen insanların feryatları Brüksel’in soğuk salonlarında yankı bulmakta zorlanırken, siyasi çıkarların insani değerlerin önüne geçip geçmeyeceğini önümüzdeki aylarda yapılacak bu kritik görüşmeler belirleyecek.
Kaynak: Hürriyet






