Avrupa’nın Maskesi Brüksel Sokaklarında Düştü
Dünyanın gözü önünde devam eden trajediye karşı ‘insan hakları’ nutukları atan Avrupa Birliği, iş ciddiye binince yine sınıfta kaldı. Brüksel koridorlarında dönen kirli pazarlıklar, bürokratik engeller ve ekonomik çıkarlar, sivil halkın çığlığını bir kez daha bastırdı. İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares’in ‘AB kredibilite sorunuyla karşı karşıya’ çıkışı, aslında aylardır süregelen bir ikiyüzlülüğün itirafı niteliğinde. Sokaktaki vatandaşın vergileriyle ayakta duran bu devasa yapı, söz konusu yaptırım olduğunda adeta bir kaplumbağa hızıyla hareket ediyor, hatta çoğu zaman yerinde sayıyor.
Almanya Bariyeri: İnsan Hakları mı, Ticari Çıkarlar mı?
İsrail ile imzalanan Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması talebi, Avrupa’nın tam ortasında devasa bir çatlak oluşturdu. İspanya’nın başını çektiği, adaletten yana tavır alan ülkelere karşı en büyük engel Almanya ve İtalya’dan geliyor. Berlin yönetiminin ‘uygun olmayacağı’ gerekçesiyle her türlü sert adıma takoz koyması, Avrupa Birliği’nin temel değerleriyle nasıl ters düştüğünü kanıtlar nitelikte. Ortaklık Anlaşması’nın 2. maddesi açıkça ‘insan haklarına saygı’ ilkesine dayanırken, bu maddenin ihlal edildiği ayyuka çıkmışken hala ticari menfaatlerin korunmaya çalışılması tam bir akıl tutulmasıdır. Bu, sadece bir dış politika krizi değil, aynı zamanda Avrupa’nın kendi yasalarını çiğnemesi demektir.
Bir Milyon İmza Bürokrasinin Tozlu Raflarında
Siyasetçiler koltuklarında pazarlık yaparken, sivil toplum boş durmuyor. Avrupa genelinde bir milyondan fazla vatandaş, İsrail ile olan ticari ve diplomatik bağların gözden geçirilmesi için imza verdi. Ancak Brüksel’in hantal yapısı, halkın bu devasa iradesini görmezden gelmeyi tercih ediyor. Eylül 2025’ten bu yana masada bekletilen ticari yaptırım önerisi, nitelikli çoğunluk aranmasına rağmen bir türlü hayata geçirilemedi. Peki, neden? Çünkü kapalı kapılar ardında savunma sanayii ve yüksek teknoloji ihracatı gibi kalemlerin zarar görmesinden korkuluyor. Vatandaşın vicdanı ‘dur’ derken, sermayenin temsilcileri ‘devam’ diyor.
Ticaret Gemileri Geleceğimizi mi Batırıyor?
Avrupa Komisyonu, oybirliği gerektirmeyen ‘ticari boyutun askıya alınması’ formülünü önererek aslında bir orta yol bulmaya çalışmıştı. Ancak Almanya ve İtalya’nın bu esnek modele bile direnmesi, meselenin sadece teknik bir prosedür olmadığını, politik bir koruma kalkanı olduğunu gösteriyor. Bu süreç uzadıkça, Avrupa’nın demokratik standartları ve ‘medeniyet’ iddiası da aynı oranda eriyor. Kent editörü olarak söylüyorum; sokaktaki insanın adalet beklediği bir dünyada, kağıt üzerindeki anlaşmaları insan hayatının önüne koyan her sistem çökmeye mahkumdur. Bugün Brüksel’de yaşanan bu tıkanıklık, yarın tüm Avrupa’nın itibarını yerle bir edecek bir enkaz yığınına dönüşecektir. Karşımızda artık bir ‘değerler birliği’ değil, çıkarların çatıştığı bir borsa masası var.






