Kadim Bir Miras, Sarsılmaz Bir Strateji
Veriler asla yalan söylemez. Sahadaki gerçekler bize şunu fısıldıyor: Bir çatışmada tanklar, füzeler kadar, hatta bazen onlardan çok daha fazlasını değiştiren, kelimelerdir. İşte tam da bu noktada, Ortadoğu’nun binlerce yıllık hikaye anlatıcılığı geleneği, özellikle de meddahlık, bambaşka bir cephe açıyor. Bizim coğrafyamızda bilinen tek kişilik tuluat ustalarından çok farklı, kökenleri 680 yılındaki Kerbela faciasına dek uzanan bu form, aslında sarsılmaz bir propaganda unsuru olarak sahnedeki yerini koruyor.
Kerbela’da yaşanan, sadece bir katliam değildi; Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin ve beraberindeki 72 masum insanın şehadeti, yüzyıllardır ağıtlara, şiirlere ve en önemlisi, meddahların diline dramatik bir yakıt olmuştur. Onlar, kelime anlamıyla ‘metheden, öven’ demek olsa da, bu kavram İran coğrafyasında Ehlibeyt’i ve Kerbela şehitlerini övgüyle anlatarak, toplumsal hafızayı diri tutan, duygusal ve dini vurgularla kitleleri etkisi altına alan bir güce dönüştü.
Humeyni’den Bugüne: Sözün Silaha Dönüşümü
Tarih kitaplarının tozlu sayfaları bize net bir tablo çiziyor: Meddahlar, sadece Kerbela matem yıldönümlerinde ortaya çıkan figürler olmaktan çok öteye geçti. Özellikle 1979 İran İslam Devrimi’ne giden süreçte, Ayetullah Humeyni onları ‘1400 yıllık muhafızlarımız’ diye tanımladı ve ‘propaganda silahı, savaş silahından çok kazandırır’ diyerek stratejik önemlerini vurguladı. Şah rejimine karşı halkı mobilize etmede, bu hikaye anlatıcılarının gücü paha biçilmezdi. Onlar, siyasi mesajları Kerbela’nın evrensel dramıyla harmanlayarak, sıradan vatandaşın kalbine dokundu, onları harekete geçirdi. İşte bu yüzden, cephelerdeki motivasyonun anahtarı, onların dilinde saklıydı.
Devrimden sonra İran-Irak Savaşı’nda da benzer bir dinamikle karşılaştık. Meddahlar, her politik olayı, güncel düşmanlıkları Kerbela bağlamında kurgulayarak, şehitliği korkulacak bir son olmaktan çıkarıp, arzu edilen bir mertebeye yükselttiler. Bu, gönüllü savaşçı bulmakta ve o ‘gözü kara fedai’ birliklerini oluşturmakta İran ordusuna inanılmaz bir avantaj sağladı. Bir toplumu, ölümü arzulamaya iten bu derin psikolojik etki, analiz edilmesi gereken en kritik verilerden biri.
Sosyal Medyadan Önce, Sosyal Medyadan Güçlü
Dönemin kitle iletişim imkanlarının kısıtlılığını düşündüğümüzde, meddahlar adeta birer ‘ayaklı gazete’, birer ‘canlı sosyal medya’ görevi görüyordu. Onlar, haberleri, yorumları, duygusal çağrıları en ücra köşelere kadar taşıyordu. Suriye iç savaşı sürecinde de bu rollerini sürdürdüler. Bugün ise, mevcut sosyal medya ve internet imkanlarıyla birleşerek, etkilerini katlayarak artırdılar. Sadece fiziksel sahnelerde değil, dijital platformlarda da ‘Yezid’ olarak hedef gösterdikleri Netanyahu ve Trump gibi liderlere karşı kitleleri manipüle edebiliyor, ortak bir duygu ve öfke etrafında birleştirebiliyorlar. Bu, modern dünyanın da en güçlü silahlarından birine dönüşmüş durumda.
Sahneler Büyüdükçe Etki de Büyüyor
Eskiden minberlerde seslerini duyuran meddahlar, artık devasa sahnelere sahip. Onların her etkinliği, binlerce kişinin katıldığı bir miting veya dev bir sokak konseri atmosferi yaratıyor. Bu organizasyonların arkasında güçlü bir yapı var: İslam Propagandası Bakanlığı’na bağlı vakıflar, Besiçler’in kendi meddahları ve bağımsız dernekler. Bu merkeziyetçi ve aynı zamanda yaygın ağ, stratejik iletişim gücünü daha da pekiştiriyor.
Hatta, ilk saldırılarda ismi geçen Ali Hamaney’in meddahlara verdiği değer, bu yapının ne kadar kritik olduğunu gözler önüne seriyor. Pandemi döneminde bile tüm görüşmelerini iptal etse de meddahlarla bir araya gelmeye devam etmesi, onların ‘Hamaney’in fedaileriyiz’ diyerek ifade ettikleri sadakatin ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Bu tablo, bir milletin ruhunu şekillendiren, siyasi ve askeri zaferlerin temelini atan kelimelerin ve hikayelerin kudretini bir kez daha ortaya koyuyor. İşte bu, veri gazeteciliğinin bize fısıldadığı en güçlü gerçeklerden biri: bazen bir kurşundan daha etkili olan, doğru zamanda, doğru duygularla anlatılan bir hikayedir.






