MENÜ
08 Haziran 2026 Pazartesi
DOLAR 46,1071 ▲ %0,13
EURO 53,1372 ▲ %0,10
ALTIN 6.360,32 ▼ %0,76

İran ve ABD Masada: ‘Erzurum’ Tuzağına Dikkat!

Diplomatik Bir Restleşmenin Anatomisi

İran’ın eski Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti’nin ‘Erzurum’dan İslamabad’a’ çıkışı sıradan bir sosyal medya paylaşımı değil. ABD ile İran arasında Pakistan’da yürütülen gizli ve açık görüşmelerin tam ortasında yapılan bu atıf, aslında diplomatik bir mayın tarlasının habercisi. Eğer bugün masada pişirilen yeni anlaşma 1823 Erzurum Antlaşması’nın kodlarıyla yazılıyorsa, bölgedeki istikrarsızlık kronik bir hal alacak demektir. Peki, 200 yıl önceki bir ‘metin oyunu’ bugün bizim hayatımızı, ekonomimizi ve sınır güvenliğimizi neden bu kadar yakından ilgilendiriyor?

Tarih sadece tozlu raflarda kalan bir hikaye değil, bugünün politikasını şekillendiren en sert gerçekliktir. 1820-1822 yılları arasında Osmanlı ile İran arasında yaşanan savaşın ardından imzalanan Erzurum Antlaşması, diplomaside dürüstlüğün ne kadar hayati olduğunu acı bir şekilde kanıtlamıştı. O dönemde İran, ekonomik buhran ve salgın hastalıklar nedeniyle köşeye sıkışmış, barış masasına oturmak zorunda kalmıştı. Ancak masada kazanılamayanın, kalem oyunlarıyla nasıl geri alınmaya çalışıldığını o günün belgeleri açıkça gösteriyor.

Metindeki ‘Acem Oyunu’ ve Büyük Risk

İran heyetinin 1823’te Erzurum’da yaptığı şey, bugün bile uluslararası ilişkiler derslerinde ders olarak okutulacak cinsten. Anlaşmanın Farsça nüshasında yapılan tahrifatlar, yani ‘metin üzerinde oynama’ girişimleri, iki devlet arasındaki sorunların imparatorluğun sonuna kadar sürmesine neden oldu. Özellikle Bağdat ve aşiretler meselesinde, Osmanlı tarafının onayladığı metinle İran’ın Tahran’a götürdüğü metin arasında dağlar kadar fark vardı. Bir ‘vav’ harfinin eklenmesi veya kelimelerin yerinin değiştirilmesi, sınırların on yıllarca tartışmalı kalmasına yol açtı.

Bugün ABD ve İran arasındaki görüşmelerde Velayeti’nin bu tarihi olaya atıf yapması, ‘biz yine kendi bildiğimizi okuruz’ mesajı mı taşıyor? Eğer böyleyse, sınır komşumuzda bitmek bilmeyen bir belirsizlik dönemi bizi bekliyor demektir. Osmanlı padişahı II. Mahmud’un o dönemdeki ‘Ya doğru tasdikname gelir ya da savaş tekrar başlar’ resti, aslında diplomatik bir ciddiyetin sınırıdır. Bugün aynı ciddiyetin masada olup olmadığı, bölgedeki tüm dengeleri değiştirecek güçte.

Bu Durum Hayatımızı Nasıl Etkiler?

Peki, bu diplomatik satranç sizin cebinizi veya huzurunuzu nasıl etkiler? Birincisi, sınır güvenliği doğrudan ekonomi demektir. Eğer İran ile Batı arasındaki bu pazarlıklar, 1823’teki gibi ‘tahrif edilmiş’ veya muğlak metinler üzerinden yürütülürse, bölgemizdeki jeopolitik risk puanı düşmez. Bu da enerji fiyatlarından sınır ticaretine, mülteci hareketliliğinden bölgedeki yatırım iklimine kadar her şeyi olumsuz etkiler. Belirsizliğin olduğu yerde dolar yükselir, yatırım kaçar.

İkincisi, sınır komşumuzdaki her türlü kriz veya ‘çözülemeyen anlaşma’, Türkiye’nin doğu sınırlarını doğrudan bir gerilim hattı haline getiriyor. 19. yüzyılda çözülemeyen o aşiret ve sınır problemleri, Cumhuriyet dönemine kadar nasıl bir yük olduysa, bugünkü diplomatik hatalar da gelecek 50 yılımızı ipotek altına alabilir. Velayeti’nin hatırlattığı Erzurum Antlaşması, bize diplomaside ‘güven ama kontrol et’ ilkesinin ne kadar pahalıya mal olabileceğini gösteriyor. Sonuçta, masada atılan bir imza, sadece bir kağıt parçası değil; evinizdeki huzurun ve cebinizdeki paranın gelecekteki teminatıdır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir