Son Sözleri Yürek Dağladı: ‘Çocuğumu Okuldan Alın’
İstanbul Çekmeköy’de, Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşananlar, sadece bir cinayet vakası değil, eğitim sisteminin içinde barındırdığı güvenlik ve yönetim krizinin en acı dışavurumu oldu. 11. sınıf öğrencisi F.S.B. tarafından sınıfta bıçaklanarak hayatını kaybeden 44 yaşındaki Fatma Nur Çelik, memleketi Konya’da dualarla toprağa verilirken, geride bıraktığı trajedi Ankara koridorlarından okul koridorlarına kadar herkesi derinden sarstı. Ağır yaralı haldeyken söylediği, ‘Kemal’imi okuldan gidin alın. Benim çocuğum var, acele hastaneye yetiştirin’ feryadı, bir annenin son nefesindeki çaresizliğini tüm Türkiye’nin hafızasına kazıdı.
Göz Göre Göre Gelen Facia: Bürokratik Engeller
Olayın perde arkasına baktığımızda, bu felaketin aslında aylar öncesinden ‘geliyorum’ dediğini görüyoruz. Okulda görev yapan öğretmenlerin aktardığı detaylar, bir sistem tıkanıklığının nasıl ölüme sebebiyet verdiğini kanıtlar nitelikte. Saldırgan öğrenci F.S.B.’nin psikolojik sorunları olduğu, ‘aklımda sesler duyuyorum’ diyerek etrafındakileri tedirgin ettiği uzun süredir biliniyordu. Ancak mevcut eğitim mevzuatı ve bürokratik engeller, okul yönetiminin elini kolunu bağladı. Aileye ‘çocuğunuzu okula göndermeyin’ diye yalvaran eğitimciler, öğrencinin devamsızlık sınırı gibi teknik gerekçelerle açık liseye kaydırılamaması sonucu bu tehlikeyle baş başa bırakıldı. Doktorun ‘obsesif kompulsif bozukluk’ tanısı koyması ancak şizofreni raporunun bulunmaması, öğrencinin örgün eğitimden uzaklaştırılmasını imkansız kılan yasal boşluklardan sadece biriydi.
Okul Koridorlarında Korku Dolu Dakikalar
Saldırı günü yaşananlar, olayın anlık bir öfke patlaması değil, soğukkanlılıkla planlanmış bir katliam girişimi olduğunu gösteriyor. Ders programını inceleyerek hedef seçen saldırgan, Fatma Nur Çelik’i sınıfta bıçakladıktan sonra durmadı. Diğer öğretmenlerin kapılarını tekmeleyen, başka sınıflara girerek dehşet saçan öğrenci, tesadüfler ve öğretmenlerin kendi imkanlarıyla aldıkları önlemler sayesinde daha büyük bir facia yaşatmadan etkisiz hale getirildi. Okulda polis ve güvenlik olmasına rağmen müdahalenin meslektaşları tarafından yapılması, eğitim kurumlarındaki güvenlik zafiyetini ve ‘okul polisi’ uygulamasının işleyişini bir kez daha tartışmaya açtı.
Öğretmenlerin Güvenlik Kaygısı ve Gelecek Endişesi
Bu vahim olay, sadece Fatma Nur öğretmenin hayatını kaybetmesiyle sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Meslektaşlarının ‘Yarın bu sınıflara nasıl gireceğiz?’ sorusu, eğitim camiasındaki derin travmanın özeti durumunda. Öğretmenlerin can güvenliğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu bir ortamda, eğitimin niteliğinden bahsetmek her geçen gün zorlaşıyor. Ankara kulislerinde bu olayın ardından okul güvenliği ve sorunlu öğrencilerin rehabilitasyon süreçlerine dair yeni yasal düzenlemelerin gündeme gelmesi bekleniyor. Ancak 10 yaşındaki Kemal’in annesiz kaldığı gerçeği, hiçbir mevzuat değişikliğiyle telafi edilemeyecek kadar ağır bir bedel olarak karşımızda duruyor. Şiddetin okul sıralarına kadar inmesi, toplumun tüm kesimlerini bu kronikleşen sorun üzerine düşünmeye sevk ediyor.






