Görünmez Misafirin Dönüşü: Bir Hapşırık Mesafesindeyiz
Sonbaharın o meşhur ‘ne giyeceğimizi şaşırdığımız’ günleri kapıya dayandı. Ancak bu yıl, hırkalarımızla birlikte eski bir tanıdığı da yeniden ağırlıyoruz: Üst solunum yolu enfeksiyonları. Sokaktaki vatandaş için burun akıntısı artık sadece mevsimsel bir rutin, bir parça yorgunluk ise modern hayatın kaçınılmaz bedeli. Fakat madalyonun öteki yüzünde, unuttuğumuzu sandığımız ama bizi asla unutmayan sinsi bir gerçek duruyor. COVID-19, maskelerin çöpe atıldığı, mesafelerin tarih olduğu bu yeni düzende sessiz sedasız aramızda dolaşmaya devam ediyor.
‘Ayakta Atlatıyorum’ Demenin Dayanılmaz Hafifliği
Sağlıklı bir yetişkin için virüsü kapmak, bazen sadece birkaç günlük halsizlikten veya hafif bir boğaz ağrısından ibaret. Test merkezlerinin önündeki o upuzun kuyruklar yerini derin bir sessizliğe bıraktı. Kimse artık ‘acaba mı?’ demiyor; ‘biraz üşütmüşüm’ diyerek toplu taşımaya biniyor, kalabalık ofislere giriyor ve aile ziyaretlerine gidiyor. İşte asıl trajedi tam burada başlıyor. Test yaptırmayan ve hastalığını hafife alan her birey, farkında olmadan virüsün ücretsiz kuryeliğini yapıyor. Modern dünyanın koşturmacasında, bencilce bir ‘iyilik’ hali, başkalarının en büyük felaketi haline gelebiliyor.
Risk Grubu İçin Çalan Tehlike Çanları
Hastanelerden gelen veriler, bu ihmalkarlığın faturasının kime kesildiğini açıkça gösteriyor. Koridorlarda yatarak tedavi görenlerin büyük bir kısmını hâlâ 65 yaş üstü büyüklerimiz ve kronik rahatsızlıklarla boğuşan vatandaşlar oluşturuyor. Bizim için bir haftalık dinlenmeyle geçecek olan virüs, onlar için hayatta kalma mücadelesinin fitilini ateşliyor. Kanser tedavisi gören bir hastanın veya bağışıklığı baskılanmış bir bireyin, ‘sapasağlam’ bir taşıyıcıyla aynı asansöre binmesi, ne yazık ki geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabiliyor. Toplumsal duyarlılığın yerini alan bu vurdumduymazlık, savunmasız kesimler üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor.
Prof. Dr. Tozkoparan: Yoğun Bakım Uzak Değil
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ergün Tozkoparan’ın uyarıları, kulağımıza küpe olması gereken cinsten. Tozkoparan, virüsün artık toplumsal bir dekor haline geldiğini ancak bu dekorun arkasında ciddi bir solunum yetmezliği riskinin pusuda beklediğini belirtiyor. Özellikle gebeler, kemoterapi hastaları ve bağışıklık sistemi zayıf olanlar için durum hiç de ‘grip’ kadar masum değil. Bir virüsün, akciğer kapasitesini bir anda zorlaması ve hastayı yoğun bakım ünitesine mahkum etmesi sadece saatler alabiliyor. Tozkoparan, bu hassas gruplarla temasın minimize edilmesi ve en ufak belirtide dahi sorumluluk alınması gerektiğini ısrarla hatırlatıyor.
Toplumsal Hafızamızı Tazelemek Zorundayız
Görünen o ki, hijyen ve mesafe konusundaki disiplinimizi, pandeminin ilk günlerindeki korkumuzla birlikte toprağa gömdük. Oysa virüs mutasyonlarla form değiştirse de, zarar verme potansiyelinden pek bir şey kaybetmiş değil. Kalabalık ortamlarda maske takmak ya da hastalık belirtisi hissettiğinde kendini izole etmek, artık bir sağlık önleminden ziyade bir medeniyet göstergesi haline geldi. Risk altındaki canları korumak, sadece beyaz önlüklülerin değil, cebinde bir paket peçete ve bir doz ‘vicdan’ taşıyan her bireyin asli görevidir. Unutmayın, sizin ‘ayaküstü’ geçirdiğiniz o basit hastalık, bir başkasının son nefesi için verdiği mücadeleye dönüşebilir.






