Ankara Temsilcisinden Not: Bir El Freni Kaç Hayat Eder?
Bürokrasinin soğuk koridorlarında dosyalar ‘ihmal’ diye geçer, ancak sokaktaki yansıması her zaman bu kadar basit olmuyor. Eskişehir’in en hareketli noktalarından biri olan Zafer Caddesi’nde geçtiğimiz cuma günü yaşananlar, aslında bir dikkatsizliğin nasıl bir toplumsal travmaya dönüşebileceğinin en taze örneği. Park halindeki bir otomobilin, sadece bir el freni mandalı çekilmediği için rampa aşağı kontrolsüzce süzülmesi, ilk bakışta sıradan bir trafik kazası gibi görünebilir. Ancak o otomobilin hedefinde çocukların olduğu bir mağazanın bulunması, meseleyi ‘verilmiş sadakamız varmış’ noktasının çok ötesine taşıyor.
Başıboş Metal Yığını Caddede Terör Estirdi
Cumhuriyet Caddesi üzerinde park edilen 26 AKR 628 plakalı aracın sahibi Meryem Yağmur, muhtemelen aracından inerken o günün telaşıyla el frenini çekmeyi unuttu. İşte her şey o saniyeden sonra başladı. Yerçekimine yenik düşen araç, yaklaşık 50 metre boyunca kendi rotasını çizerek hızlanmaya başladı. Ankara’da masa başında hazırlanan trafik raporlarında bu tür durumlar genelde istatistik olarak kalsa da, o an orada bulunan vatandaşlar için zaman adeta durdu. Aracın kontrolsüzce Mustafa ve Muammer Şikar’a ait konfeksiyon mağazasına yönelmesi, saniyelerin hayati önem kazandığı bir süreci başlattı.
İsimsiz Kahraman Felaketi Durdurdu
Görgü tanığı Hacı Saraç’ın o anki feryatları aslında hepimizin çığlığı gibiydi. İçeride müşterilerin, en acısı da çocukların olduğu bir mağazaya doğru hızla ilerleyen o devasa metal yığınına karşı koymak her yiğidin harcı değil. Aracın arkasından koşan ve kimliği henüz tam netleşmeyen o ‘isimsiz kahraman’, canını dişine takarak hareket halindeki otomobile binmeyi başardı. O sihirli hamleyi yapıp el frenini yukarı çektiğinde, otomobil mağazanın camından içeri girmeye sadece santimetreler kala durabildi. Bu sadece bir kaza engelleme hikayesi değil; bu, bir insanın dikkatiyle onlarca ailenin ocağının sönmekten kurtulma hikayesidir.
Esnafın ve Vatandaşın Nabzı: Allah Korudu
Mağaza çalışanı Mehmet Şikar ile konuştuğunuzda yüzündeki o solgun ifade hala olayın şokunu yansıtıyor. ‘Müşterilerle ilgileniyordum, bir anda gürültü koptu’ diyor. Teşhir stantlarının devrilmesi maddi bir kayıp elbet ama o araç içeri girseydi oluşacak vebali hangi sigorta, hangi resmi rapor karşılayabilirdi? Ankara temsilcisi olarak şunu söyleyebilirim ki; şehir planlamasından araç kullanım kültürüne kadar her noktada ‘insan odaklılık’ şart. Bu olayda kimsenin burnunun kanamaması büyük bir mucize. Ancak her zaman bu kadar şanslı olmayabiliriz. Şehirlerin dik yokuşlarında park edilen her araç, birer saatli bomba gibi durmamalı. Bu kaza bize, basit bir el freni hamlesinin bile aslında ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu bir kez daha hatırlattı.






