Kelimelerin Boğazda Düğümlendiği An: Dört Küçük Mezar
Bazı acılar vardır ki, tarifi mümkün değildir; sadece o ağır sessizliği dinlersiniz. Bugün Kahramanmaraş Şeyh Adil Mezarlığı, tarihinin en ağır yüklerinden birini omuzladı. Henüz 5. sınıfın masumluğunu üzerinden atamamış, hayatın baharına bile varamamış dört can; Belinay Nur Boyraz, Bayram Nabi Şişik, Kerem Erdem Güngör ve Zeynep Kılıç, yan yana açılan mezarlarda sonsuzluğa uğurlandı.
Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda yükselen silah sesleri, sadece bir okulu değil, tüm Türkiye’nin vicdanını kana buladı. İsa Aras Mersinli’nin namlusundan çıkan kurşunlar, sadece o sınıftaki çocukları değil, bir neslin güven duygusunu da vurdu. Bugün o mezarların başında notlar, rengarenk çiçekler ve çocukların en sevdiği şekerler vardı. Arkadaşları, onların gidişine inanmak istemezcesine yazdıkları mektupları toprağa bıraktı.
Pilot Olmak İstiyordu, Kanatları Kırıldı
Acının en somut yüzü ise Kerem Erdem Güngör’ün hikayesinde gizliydi. Kerem, derslerine sıkı sıkıya sarılan, sınıfın en ön sırasında oturan, pırıl pırıl bir çocuktu. Belki de tahtayı daha iyi görmek, öğretmenini daha iyi dinlemek için seçtiği o ön sıra, maalesef onun sonu oldu. Kurşunların ilk hedefi haline gelen Kerem’in tek bir hayali vardı: Gökyüzünde süzülmek, bir pilot olmak.
Eniştesi Durmuş Koca’nın titreyen sesiyle anlattıkları, yürekleri bir kez daha dağladı. Daha o sabah babasına “Pilot olacağım” diyen bir çocuğun, hayallerinin yerini şimdi soğuk bir mezar taşı aldı. Kerem sadece bir öğrenci değil, ailesinin neşesi, iki kız kardeşinin can yoldaşıydı. Henüz olup biteni tam kavrayamayan küçük kız kardeşinin, evde Kerem’i arayışı ise insanlığın sustuğu o noktaydı.
Sadece Bir Saldırı Değil, Toplumsal Bir Yara
Bu vahşet, sadece bir güvenlik zafiyeti ya da münferit bir saldırı olarak görülemez. Bir ortaokulun içine kadar giren o silah, toplum olarak nerede hata yaptığımızın en acı göstergesidir. Okullar, çocukların en güvenli kalesi olması gerekirken, bugün dört ailenin ocağına sönmeyecek bir ateş düştü. Hastane koridorlarında “belki yaşıyordur” umuduyla bekleyen ailelerin yaşadığı o tarifsiz bekleyiş, mezarlıkta yerini derin bir kabullenişe bıraktı.
Şimdi geride kalanların sorması gereken çok soru var. O silahlar nasıl bu kadar kolay çocukların yanına kadar sokulabiliyor? Bir caninin öfkesi, nasıl oluyor da on yaşındaki çocukların geleceğini çalabiliyor? Kerem’in, Belinay’ın, Bayram’ın ve Zeynep’in hatırası, sadece o mezar taşlarında değil, adaletin ve güvenliğin her sokağa, her sınıfa girişinde yaşamalı. Bugün Kahramanmaraş’ta sadece dört çocuk gömülmedi; vicdanlar, hayaller ve yarınlar da o toprağın altına girdi.






