Sıradan Bir Akşamın Karanlık Gölgesi: ‘Bakış’ Cinayeti
Zonguldak’ın Kozlu ilçesi, 13 Aralık 2025’te akıllara durgunluk veren bir olaya sahne oldu. Merkez Mahallesi Veysel Atasoy Caddesi üzerindeki bir tekel büfenin önü, aslında ne kadar da tanıdık bir senaryonun acımasız provasıydı. Cem Çakı ile Murat Yangun arasındaki tartışma, görünüşte “Eşime neden baktın” gibi sıradan bir serzenişle başlamıştı. Ancak bu basit cümlenin ardında yatan ve yıllardır toplumun kanayan yarası olan ‘erkeklik onuru’ zırhı, bir anda canavara dönüşerek iki hayatı geri dönülmez bir şekilde etkileyecekti.
Tartışmanın hararetiyle gözü dönen Cem Çakı, belindeki bıçağı çekerek Murat Yangun’a saldırdı. İlk darbe henüz dinmemişken, vicdanının sesini dinleyerek araya girmeye çalışan tekel bayi işletmecisi Hami G. de aynı acımasızlığın hedefi oldu. Yangun, göğüs ve boynundan aldığı yaralarla son bir umutla aracına binerek hastaneye doğru yol alırken, kolundan yaralanan Hami G. ise olay yerine gelen ambulansla kurtarılmaya çalışıldı. Cem Çakı, bu kanlı hesaplaşmanın ardından olay yerine gelen ekiplere teslim olurken, geride bıraktığı trajedi Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi’nde acı bir gerçekle mühürlendi: Murat Yangun yaşamını yitirmişti. Sekiz ayrı suç kaydının sabıka dosyasına işlendiği öğrenilen Cem Çakı, bu olayla birlikte tutuklanırken, yaşananların tüm çıplaklığı güvenlik kameralarının soğuk ve tarafsız objektifine yansımıştı.
Adalet Kılıcının Keskin Ucu: Yargı Süreci ve Beklentiler
Yaşanan bu menfur olayın ardından adalet arayışı, Zonguldak 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davayla resmileşti. Duruşma salonları, sıradan bir ‘bakış’ın nasıl bir cinayete dönüştüğünü anlamaya çalışan kalabalıklar ve adalet bekleyen gözlerle dolup taşarken, davanın ikinci duruşması adeta bir güvenlik ablukası altında başladı. Polis ekipleri, adliye binası ve duruşma salonunda geniş çaplı güvenlik önlemleri alırken, kamuoyunun hassasiyeti ve olası gerginliklerin önüne geçmek adına Yangun’un annesi ve izleyiciler güvenlik gerekçesiyle salona alınmadı. Salonda, hayatını kaybeden Murat Yangun’un eşi, yaralı kurtulan tekel bayi işletmecisi Hami G., avukatlar ve tutuklu sanık Cem Çakı hazır bulundu.
Duruşmada söz verilen tutuklu sanık Cem Çakı’nın “Karşı tarafın baskısı altında avukatlarım davadan çekilmek zorunda kaldı. Mahkemenin adaletine sığınıyorum. Sessiz kalma hakkımı kullanıyorum” şeklindeki ifadeleri, savunma stratejisindeki boşlukları ya da belki de bir çaresizliği gözler önüne seriyordu. Mahkeme heyeti, tüm delilleri ve tanık beyanlarını titizlikle değerlendirdikten sonra kararını açıkladı. Cem Çakı, Murat Yangun’a yönelik işlediği ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılırken, Hami G.’yi ‘olası kastla yaralama’ suçundan 1 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edildi. Sanığın sabıka geçmişi ve eylemin vahameti göz önüne alındığında, cezasında herhangi bir indirim uygulanmaması, yargının bu tür şiddet olaylarına karşı kararlılığını bir kez daha ortaya koydu.
Acının Tüketmeyen Yankısı: Adliye Önünde Hüsran ve Öfke
Adalet sarayının soğuk duvarları arasında verilen karar, dışarıda bekleyen acılı ailenin yüreklerindeki yangını dindirmedi, aksine körükledi. Duruşmanın sona ermesiyle salondan çıkarılan sanık Cem Çakı’ya, Yangun’un eşi “Gebert kendini içeride, çıkarsan da ben geberteceğim seni” haykırışıyla tüm öfkesini ve tarifsiz acısını kustu. Bu feryat, bir eşin kaybının, bir ailenin yıkımının ve adalet arayışının sözlere dökülmüş en keskin haliydi.
Adliye binasının önü, kararın ağırlığı altında ezilen aile üyelerinin birbirine sarılarak teselli bulmaya çalıştığı, gözyaşlarının sel olduğu bir sahneye dönüştü. Sanık cezaevi aracına bindirilirken, Yangun’un yakınlarının öfkesi doruk noktasına ulaştı. Kimi ring aracının camına vurarak bağırdı, kimi intikam naraları attı. Polis ekipleri, bu gergin anlarda büyük bir çaba sarf ederek kalabalığı uzaklaştırdı ve aracı korumak için sanık nakil aracının peşinden uzunca bir süre koştu. Ancak bu anlık patlama, yaşanan acının ne denli derin olduğunu, bir ‘bakış’ yüzünden kaybedilen bir canın ardında bıraktığı boşluğun kolay kolay dolmayacağını, adliye önündeki hüzünlü sessizliğin ardından bir kez daha hatırlattı. Bu dava, toplumun kanayan yarasını, şiddetin sıradanlaşmasını ve adaletin dahi tüm acıyı dindirmeye yetmediğini gösteren trajik bir ibret vesikası olarak hafızalara kazındı.






