Tahran’da Liderlik Ateşi Yükselirken
İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesiyle birlikte, İslam Cumhuriyeti’nde gözler yeni bir dönemin kapısını aralayacak olan halefiyet sürecine çevrildi. Ülkenin kaderini tayin edecek Uzmanlar Meclisi’nden gelen ‘sona yaklaşıldı’ mesajları, zaten gergin olan atmosferi daha da hareketlendirdi. Uzmanlar Meclisi üyesi Ahmed Hatemi’nin devlet televizyonunda dile getirdiği ‘yeni lider en kısa sürede belirlenecek; ancak ülkedeki durum bir savaş hali’ sözleri, Tahran koridorlarındaki fısıltıların ve dış dünyadaki endişelerin ne denli gerçekçi olduğunu gözler önüne seriyor. Bu süreç, sadece dini bir lider seçimi olmaktan öte, İran’ın iç dinamiklerini ve bölgesel konumunu derinden etkileyecek hayati bir siyasi mücadeleyi de beraberinde getiriyor.
Mojtaba Hamaney’in Gölgesi ve Kulis Bilgileri
Hemen her kuliste en güçlü aday olarak dillendirilen isim, merhum liderin oğlu Mücteba Hamaney oldu. Özellikle muhalif yayın organı Iran International’ın, Mücteba Hamaney’in halihazırda yeni dini lider olarak seçildiği ve bu kararın İran Devrim Muhafızları’nın yoğun baskısı altında alındığı yönündeki iddiaları, uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Bu tür haberler, İran siyasetinin karmaşık ve kapalı yapısında Devrim Muhafızları’nın rolünün ne kadar belirleyici olduğunu bir kez daha gösteriyor. Ancak bu iddialara ilişkin resmi kaynaklardan henüz ne bir doğrulama ne de bir yalanlama gelmemesi, süreci daha da belirsiz kılıyor ve çeşitli spekülasyonlara zemin hazırlıyor. İran halkı ve uluslararası aktörler, bu sessizliğin ardında dönen pazarlıkları merakla takip ediyor.
Sürpriz Aday: Hasan Ruhani Sahneye Çıkıyor
İşte tam bu gerilimli ortamda, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ismi, adeta bir sürpriz olarak gündemin üst sıralarına yerleşti. İran siyasetinde ‘ılımlı’ ve ‘pragmatik uzlaşmacı’ çizginin en belirgin temsilcilerinden biri olarak tanınan Ruhani, uzun yıllardır süregelen ideolojik kamplaşmaların ortasında denge arayan bir figür olarak öne çıkıyor. Al Jazeera’de yer alan analizlere göre, Cumhurbaşkanlığı döneminde diplomasi ve ekonomik normalleşme söylemleriyle dikkat çeken Ruhani’nin, liderlik yarışında olmasa bile, İran yönetiminin geleceğine dair tartışmalarda yeniden anılması, Tahran’daki güç dengelerinin ne denli değişken olduğunu gösteriyor. Onun adı, ülke içinde ve dışında farklı kesimlerde farklı beklentileri tetikliyor.
Ruhani’nin Derin Devlet Tecrübesi ve Sistemle Bağı
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Oral Toğa’nın değerlendirmeleri, Ruhani’nin siyasi kariyerinin derinliğini gözler önüne seriyor. Toğa, Ruhani’yi ‘devrimin kurucu kadrolarından yetişmiş, sistemin içinden gelmiş bir öz evladı’ olarak tanımlıyor. Siyasi dışlandığı dönemlerde bile bu duruşunu koruyan Ruhani’nin, her zaman lider olmayı arzuladığı ve buna yetkin olduğunu düşündüğü bilinen bir gerçek. 2017-2018 yıllarından bu yana bu isteğinin en üst düzeyde olduğu ifade ediliyor. Toğa’ya göre, Ruhani ekolü ‘tam bir orta yolcu düşünce’yi temsil ediyor; İran İslam Cumhuriyeti’nin çıkarlarını küresel sistemle tamamen çatışmadan, kendi kimliğini koruyarak diyalog yoluyla taşıma arayışında. Ancak, geçmişte yarattığı heyecana rağmen, özellikle genç kuşak arasında umutsuzluk ve siyasi figürlere olan bağlılıktaki azalma, bu ekolün mevcut tabanını sorgulatıyor. Ayrıca, 2021 seçimleri sonrası Devrim Muhafızları’nın Ruhani ve ekibine adeta nefes aldırmaması, bu ‘ılımlı’ kanadın önünün büyük ölçüde kesildiğini gösteriyor.
Nükleer Diplomasi ve Batı ile İlişkilerdeki Rolü
Hasan Ruhani’nin uluslararası arenada tanınmasında en kilit rol, hiç şüphesiz İran’ın nükleer programı üzerine yürütülen müzakerelerde üstlendiği görev oldu. 2003-2005 yılları arasında baş nükleer müzakereci olarak, Avrupa ülkeleriyle yürüttüğü görüşmelerde pragmatik ve müzakereye açık bir duruş sergiledi. Onun Cumhurbaşkanlığı döneminin zirvesi ise, 2015 yılında imzalanan ve İran’ın nükleer faaliyetlerine ciddi sınırlamalar getirirken, ülkeye uygulanan ekonomik yaptırımların önemli bir bölümünü kaldıran Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) oldu. Bu anlaşma, Ruhani yönetimi tarafından İran ekonomisinin canlanması için tarihi bir fırsat olarak sunuldu. Ancak bu diplomatik başarının ömrü kısa sürdü. 2018’de ABD Başkanı Donald Trump’ın anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve ağır yaptırımları yeniden uygulamaya başlaması, Ruhani’nin diplomasi merkezli politikasını zayıflattı ve muhafazakâr kanadın eleştirilerinin hedefi haline getirdi. Buna rağmen, Oral Toğa’nın da belirttiği gibi, Batı dünyasının ve özellikle ABD ile Avrupa’nın İran’da görmek isteyeceği bir lider profiline sahip olması, onun adaylık ihtimalini her zaman canlı tutuyor.
Geleceğin İran’ı ve Ruhani Etkisi
Ruhani’nin Cumhurbaşkanlığı görevi 2021’de sona erdi ve siyasi etkisi muhafazakârların güç kazanmasıyla birlikte azaldı. Uzmanlar Meclisi üyeliğini sürdürse de, 2024’te Anayasa Koruma Konseyi tarafından yeniden adaylığının engellenmesi, siyasi kariyerinin sonuna gelindiği yorumlarına yol açtı. Ancak bu engellemelere rağmen, Ali Hamaney’in ölümüyle oluşan siyasi boşlukta Ruhani’nin adının yeniden anılması, onun sahip olduğu siyasi ağırlığı ve tecrübeyi bir kez daha ortaya koyuyor. Oral Toğa’nın dile getirdiği gibi, Ruhani ilk tercih olmayabilir; ancak seçilmesi halinde kimse şaşırmamalı. Zira onun liderliğe gelmesi, İran’daki tüm dengeleri değiştirebilir ve ülkeyi 2013-2014 yıllarındaki daha ılımlı, diplomasiye açık bir döneme geri döndürebilir. Bu durum, yalnızca İran’ın iç siyaseti için değil, bölgedeki ve uluslararası arenadaki konumu için de derin etkiler doğuracak, Washington’dan Brüksel’e kadar birçok başkentte dikkatle izlenen bir gelişme olacaktır.






